6 Ağustos 2010 Cuma

Sarma

Sırtını duvara dayamış, elinde birası şarkıyı dinliyordu zevkle… Karşında onu izleyen benden bir haber zevk alıyordu hayattan. İçimdeki dürtüyü durduramadım ve elimdeki sarma sigarayla yanına gidip oturdum.

Ya hayatım nahoştu, ya da ben bir şeyler yapmak için çabalıyordum, ama duramıyordum, yine kendimi tutamayıp oturdum yanına, yine saçma bir sohbet açıp, muhabbeti koyulaştırıp sonunda ise istediğim yere getirecektim. Yine her şey istediğim gibi oldu ve söylemek istediğimi, arzu ettiğim düşüncelere bir, bir aktarmış bir şekilde oturuyordum. Çıkardım malzemelerimi, yine bir sigara sarıyordum, bu sefer sardığım sigarayı, bir zafer elde etmiş gibi içtim ve bitirdim. Tekrardan bütün ilgimi ona yoğunlaştırdım.

Bir parıltı, gözümün önünde uçuşan… Bir saç teliydi gözümün önünde uçan, açık bir tenin üstünde görülmeyecek bir renkteydi, bir anlık parıltı olmasa bende göremeyecektim zaten…

Bir parıltı, gözümün önünde duran… Bir doğaüstü varlıktı gözümün önünde duran, teni, gün ışığında görülmeyecek bir renkteydi, bir anlık parıltı olmasa bende göremeyecektim zaten…

Evet, ben gördüğüm, duyduğum, okuduğum şeylere anlamlar yükleyen bir insanım, bunu durduramam. Bir saç teli, bir insanı bana anlatabilir ve ya o saç teli ile yaşadığım küçük bir olay seni bana anlatabilir. Hayatımın en küçük detaylarını bile böyle yaşadım ben. Gördüğüm şey, duyduğum şey, okuduğum şey, benim anladığımdır, ileriye gidemez. Sanmayın ki o insanların düşünceleri katmıyorum, anladığım şey, her insana göre değişebilir.

Döndü ve bana baktı, bense hala o saç telinde takılmıştım. O tatlı yüzündeki biraz da olsun korkuyla bana bir şey söylemeye hazırlanıyordu. Bende bu tavrı karşısında biraz ürkerek de olsa ona gülümsemeyi başardım.

“Bana da bir tane sarsana, ama özel olsun…”