14 Ağustos 2010 Cumartesi

Çirkin

Yine peşimi bırakmıyordu, ne zaman görmezden gelsem, yanımda bitiyordu. Bu işten sıkılmaya başlamıştım artık…

Bu sefer sıradan bir hayat sürmekti amacım, en azından denemeliydim, her zamanki gibi planlarımı yaptım, bu sefer ne kadar sürdürebilirdim, bilmiyordum…

Yanlış bir şeymiş kaçmak bu seferki benden. İyi bir şeyindeymiş, hata mı anladığımda yanıma gelmek için bir fırsat kolluyordu. Bu sefer izin verdim ve yanıma oturdu, o çirkin bakışlarını benim üstümden alamıyordu, o çirkin yüzüne nasıl bakıyorum diye şaşırmıştı. Bu seferkinin fazla çabalamasına gerek yoktu zaten, az konuştu, öz konuştu. İnandım ve o çirkin yüzle zaman geçirmek istedim, artık mecburdum da. Ona inanmanın getirdiği tutkuyla artık mutluydu çirkin yüzlü ben…

Sarı, beyaz değildi sarı, derler ya beyaz bir sayfa açmak diye. Bu seferki ben çirkindi, sayfam ise sarı idi, güzel bir yanı yoktu yeni yolumun. Devam etmek bir hayli zor idi, birkaç tane süsleme ile sarı sayfamı güzel yapabilirdim, ama bu süslemelerin yerine koyulacak o kadar çok güzellik vardı ki, hangisini seçeceğimi bilmiyordum. Sıradan bir hayatta neler olabilir ki, çözmekte zorlanıyordum. Bildiklerini uygulamalıydım, her ne kadar yol sarı ve çirkin bile olsa.

Kan dolu bir salonda dolanıyordum, neler olduğunu hatırlamıyordum. Sadece bu oda ya girdiğimi hatırlıyordum, ama oda da bırak kanı, toz bile yoktu. Kanlar masanın arkasında yoğunlaşıyordu. Oraya doğru yürümeye başladım, sarı ve güzel bir kız yatıyordu, ama bu kız aynı kızdı, eskiden çirkinlikten yüzüne bakılmayan kız şimdi bütün güzelliği ile bana bakıyordu. Son bir enerji ile “ieeeh” diye bağırdı…

“iieehh, kim sarışın ve çirkin bir kızdan hoşlanır ki zaten…”