1 Ekim 2010 Cuma

Anlamak istemek, istememek!

-Hocam, ne haber?
-Ne olsun, senden ne haber?
-Aynı hocam ne olsun, dersten çıktım işte. Bahçe Cafe’ye gidip çay, sigara yapmayı planlıyorum. Sende gelsene, dersin yoksa?
-Vallahi iyi olur, iki saatlik aram var. Sıkılıyorum zaten, takılırız.
-Eyvallah! Hocam o zaman.

Konuşmaya kendisinin başlaması gerektiğini biliyordu. Karşısındakinin konuşmaya pek hevesli olmadığını zaten ilk tanışmalarında anlamıştı. Çayından bir yudum almak istiyordu, ama konuşmak da istiyordu, sessizlik içinde geçen zaman artıyordu, durmadan. O klasik soruyu sormak zorunda kaldı. “Hangi dersleri aldın bu dönem?”. O konuşuyor Bob ise hem onu dinliyormuş gibi yapıyor, hem de bahçeye girmiş dönem arkadaşlarını izliyordu. İzlemek çok da denemezdi buna, aslında inceliyordu. Konuşan insanların mimiklerine ve jestlerine bakmayı ve bunlardan genellemeler yapmayı çok severdi. Son anda yakaladığı bir cümle ile dönem arkadaşlarını incelemeyi bıraktı. “Ben de aynılarını alıyorum, sadece mathlab yok, ama fazladan calculus II’ yi alıyorum alttan.” Yine o zaman gelmişti, sessiz geçen zamanın kendini göstermeye başladığı zaman. Çayından son yudumu aldı, sigarasından da son nefesini. Kalkmayı planlamaya başlamıştı artık, evine gidip yarım kalan kitabını okumanın hayalini kuruyordu.


“Hahaha, neyse sizin muhabbetinize doyum olmaz. Ben kalkayım, dersim var. Sonra görüşürüz.” Sonunda gitmişti. İki saattir kurtulamamıştı Bob konuşmak için soru bekleyen adamdan. Karşısında artık sadece bir kişi vardı. Simsiyah saçları ve bütün enerjisiyle bir kız.

Yanına geleli on beş dakika olmuştu Rita’nın ama onun için sadece saniyeler geçmişti. O konuştukça ona mest oluyor, kızdan çıkan her kelimeyi özenle dinliyor, bir sorun arıyor ama bulamıyordu. Susturmak istemese de merak ediyordu Bob. “Yazın nasıl geçti?” Aslında bu sorunun arkasında daha büyük anlamlar vardı. Geçen sene okul bitmeden önce çok güzel bir iki hafta yaşamıştı Bob. Bir ilişki fırsatı olmadan okul bitmiş ve aralarına yollar girmişti. İki sininde bu durum birkaç hafta akıllarından çıkmamıştı. Sonra Bob tamamen aklından çıkarmıştı Rita’yı taki bugüne kadar.

-Güzel, geçti. İşte bir ara İspanya’ ya gittim, biliyorsun. Sonrada Bodrum’ da eğlendim. Sen neler yaptın?
-Ben de, yaz okulunda idim. Bir ara tatile gittim Kuşadası’na. Son ayımı da İstanbul’da geçirdim, birkaç tane dizi bitirdim yine.
-Ah senin şu dizilerin yok mu?
-Çoğu zaman en yakın arkadaşlarım oluyor o diziler benim, sonrada bitince de üzülüyorum gerçi.
-Öyle ya, ben de Friends bitince çok üzülmüştüm.
-Ah! Deme bana onu, hala Chandler’ın son esprisi aklımda.
-Bob, benim gitmem gerekiyor, dört saat sonra uçağım kalkıyor. Son bir herkese veda etmek için geldim zaten.
-Nasıl?


Bir anda gözleri birine takılmıştı bahçede. Rita idi bu, saçlarının salınışından tanımıştı. Kalkma isteği yerini Rita’ya bırakmıştı. O’nun bir masaya arkadaşlarının yanına oturuşunu izliyor, aynı zamanda da onu düşünüyordu. “Ah! Şu esprileri yok mu, bazen gerçek sanıyorsun” diye düşündü. Saatler boyunca onu izlemek zorunda hissetti kendini. Onu göreceği zamanı bekliyordu. Orda takılıp kaldı dakikalar boyunca, hem sessiz ve konuşmak için soru bekleyen adamla muhabbet etmeye çalışıyordu hem de Rita’yı izliyordu. Yaklaşık bir saat tutmuştu Rita'nın onu görmesi. O tatlı gülümsemesi üstünde ona baktı. Arkadaşlarının hepsiyle öpüşerek, saniyelerce sarılarak ayrıldı. Bob’un yanına o her zamanki sevecenliği ile oturdu. Onunla konuşmak asla zor olmuyordu onun için, saatlerce konuşabilirdi Rita ile. Dakikalar geçiyordu, soru sorulmayan adam sadece onları dinliyor ve arada bir gülümsüyordu. İkisi de her şeyi unutmuştu adeta.

-Jim’i tanıyorsun dimi?
-Evet, uzun saçlı, kısa boylu değil mi?
-Evet, o.
-Mükemmel bir çocuk o ya, bir insanın ağzına 'küfür' ancak bu kadar tatlı bir şekilde oturabilir.
-Hahaha, bir de o Mayfest’te on dört tane bira içti, görmeliydin başka bir yerlere uçmuştu sanki. Önüne gelene küfür edip, yerde yuvarlanan bir tip düşün.
-Hahahah!
-Hahahaha!



...



...



-Bob, bu arada ben Baba’mın yanına yerleşiyorum!
-Sen ve Baban, daha devam etme lütfen çok kötü bir espri idi.
-*“Hahaha, neyse sizin muhabbetinize doyum olmaz. Ben kalkayım, dersim var. Sonra görüşürüz.”




Bu hikaye de kullanılan yer, zaman ve kişiler tamamen hayal ürünüdür… Yersen…