17 Ekim 2010 Pazar

DiziPort(Atlantis Elmas Sponsorluğunda)

-Bir yerde mutluluk vardır, bir yerde ise hüzün.

-Evet, bütün filmlerin başlangıcı gibi, hüzünlünün de mutlunun da bir amacı vardır.

-Ulaşmak için, çalışırlar ikisi de, hüzünlünün problemi geçmişidir, mutlunun problemi geleceğidir.

-İroni değil mi? Mutlunun bile bir problemi var.

-İnsanın doğası bu herkesin problemi vardır.

-Neyse devam edelim! Geçmişin gölgesinde olan fakirdir, geleceğin kuşkunda olan iste zengindir.

-Hüzünlü geçmişi unutmadan amacına asla ulaşamayacağını bilir, mutlu ise geleceğin korkusu ile şu anki kadar mutlu olamayacağını bilir.

-Aslında, ne ikisi de mutludur, ne de hüzünlüdür. Ben bu hikâyeden bunu çıkardım.

-Sus, hikâyeyi bozma lütfen!

-Tamam.

-Hüzünlü ve mutlunun bir gün bir yerde yolları kesilir.

-İlk gördüklerinde birbirlerini bellidir, onlar birbirleri için yaratılmışlardır.

-Başta, çok güzel geçer her şey. Birbirlerini küçük yalanlar söylemeye başlarlar.

-Bu yalanlar, onları içinden çıkılmaz problemlere sokar. Onları izleyenleri bile ağlatacak problemlerdir bunlar.

- Bu yalanlar, onları içinden çıkılmaz problemlere sokar. Onları izleyenleri bile ağlatacak problemlerdir bunlar.

-Bu yalanlar, onları içinden çıkılmaz problemlere sokar. Onları izleyenleri bile ağlatacak problemlerdir bunlar.

-Bu yalanlar, onları içinden çıkılmaz problemlere sokar. Onları izleyenleri bile ağlatacak problemlerdir bunlar.

-Bu yalanlar, onları içinden çıkılmaz problemlere sokar. Onları izleyenleri bile ağlatacak problemlerdir bunlar.

-Sonra bu problemleri atlatırlar ve sonsuza kadar birlikte yaşarlar…

-Tamam, şimdi bunları kâğıda yaz. Sonra bu yazının boşluklarını doldur, yarına kadar yetişmesi lazım bu işin, haftaya çekim var. Ha bu arada merak uyandıracak bir isim seç…

-Ben isim konusunda kötüyümdür, birkaç örnek versene bana.

-Ne biliyim işte, “Fatmagül’ün suçu ne?” ve ya “Bitmeyen Şarkı” filan. Olmadı eski bir kitap ismi ver. Kimsenin okuduğu yok zaten yuttururuz.

7 Ekim 2010 Perşembe

İnsanlar Öyle

-Dur, ne olur atlama! Önünde yaşayacağın çok güzel günlerin var…

-Sen! Oradan, güvenli bir yerden bana atlama diyerek bana iyilik yaptığını düşünüyorsun değil mi?

-Hayır! Hep dik kafalı oldun, hep karşı oldun. Bir kere uzlaş benimle ve lütfen in oradan…

-İnsem ne olacak ki! Bir iki saat içinde beni ikna edeceksin, senin yaptığının iyilik olduğunu, benim yapacak olduğum şeyin kötülük olduğunu bana söyleteceksin…

-Evet, çünkü sende biliyorsun yapacağın şeyin sadece korkudan olduğunu. Korkuyorsun! Seni anlıyorum dersem yalan söylemiş olurum, ama, ama …

-Sorun da işte bu zaten, anlamamak! Sen benim neden atladığımı anlayamayacaksın, ben de senin şu anda ne yapmaya çalıştığını hiçbir zaman anlayamayacağım.

-Yine başlamadan konuşmaya, ne olur ilk önce aşağı in öyle konuşalım.

-Burada seni kimse görmüyor, neden bunu yapıyorsun? Korktuğun belli şu anda durduğum yerden, dediğin gibi belki de bende senin olduğun yerden korkuyorum, ama ne benim cesaretim var seni oradan kurtarıp aşağıya atmaya, ne de senin beni buradan kurtarmak için cesaretin var.

-Cesaret değil bu! Delilik, ne yaptığının farkında değil gibi konuşuyorsun. Sen bundan daha iyisin, senin sonun böyle bitmemeli.

-Doğru ya, nedir iyilik? Kime göre neye göre ki iyilik. İyilik yapmak mesela, gerçekten var mı böyle bir şey? İnsan iyiliği kendini iyi hissetmek için yapmaz mı? Peki, bu yaptığı şey bencillik değil midir bir bakış açısından? Bencillik ise bu dünyaya göre kötü bir şey değil mi?

-İnsanların neden yaratıldıklarını burada seninle bu şekilde konuşamayacağım, ama senin yapacağın şey için yaratılmadıklarına eminim…

-Kendini güvende hissetmek nedir bilir misin sen?

-Ne olur yapma…

-Şu anda, tam da burada, hayatımda olmadığım kadar huzurluyum. Niye biliyor musun, çünkü bir daha insanların hiçbir zaman anlamayacağı şeyleri, anlatmaya çabalamayacağım. Çünkü bir kez daha sen ne kadar ilginç bir insansın lafını duymayacağım, çünkü hiçbir zaman sende insansın lafını duymayacağım, çünkü bir daha param olmadığı için yaşayamadığım şeyleri düşünmeyeceğim. Çünkü hayatım boyunca en çok istediğim…

-Hayıııııııııııııııırrrrrrrr!!!!

-ve merak ettiğim şeyin peşinden gidiyorum. Neden böyle olduğumu ve neden insanların öyle olduğunu sana sormaya geliyorum Tanrım, sana geliyorum…

1 Ekim 2010 Cuma

Anlamak istemek, istememek!

-Hocam, ne haber?
-Ne olsun, senden ne haber?
-Aynı hocam ne olsun, dersten çıktım işte. Bahçe Cafe’ye gidip çay, sigara yapmayı planlıyorum. Sende gelsene, dersin yoksa?
-Vallahi iyi olur, iki saatlik aram var. Sıkılıyorum zaten, takılırız.
-Eyvallah! Hocam o zaman.

Konuşmaya kendisinin başlaması gerektiğini biliyordu. Karşısındakinin konuşmaya pek hevesli olmadığını zaten ilk tanışmalarında anlamıştı. Çayından bir yudum almak istiyordu, ama konuşmak da istiyordu, sessizlik içinde geçen zaman artıyordu, durmadan. O klasik soruyu sormak zorunda kaldı. “Hangi dersleri aldın bu dönem?”. O konuşuyor Bob ise hem onu dinliyormuş gibi yapıyor, hem de bahçeye girmiş dönem arkadaşlarını izliyordu. İzlemek çok da denemezdi buna, aslında inceliyordu. Konuşan insanların mimiklerine ve jestlerine bakmayı ve bunlardan genellemeler yapmayı çok severdi. Son anda yakaladığı bir cümle ile dönem arkadaşlarını incelemeyi bıraktı. “Ben de aynılarını alıyorum, sadece mathlab yok, ama fazladan calculus II’ yi alıyorum alttan.” Yine o zaman gelmişti, sessiz geçen zamanın kendini göstermeye başladığı zaman. Çayından son yudumu aldı, sigarasından da son nefesini. Kalkmayı planlamaya başlamıştı artık, evine gidip yarım kalan kitabını okumanın hayalini kuruyordu.


“Hahaha, neyse sizin muhabbetinize doyum olmaz. Ben kalkayım, dersim var. Sonra görüşürüz.” Sonunda gitmişti. İki saattir kurtulamamıştı Bob konuşmak için soru bekleyen adamdan. Karşısında artık sadece bir kişi vardı. Simsiyah saçları ve bütün enerjisiyle bir kız.

Yanına geleli on beş dakika olmuştu Rita’nın ama onun için sadece saniyeler geçmişti. O konuştukça ona mest oluyor, kızdan çıkan her kelimeyi özenle dinliyor, bir sorun arıyor ama bulamıyordu. Susturmak istemese de merak ediyordu Bob. “Yazın nasıl geçti?” Aslında bu sorunun arkasında daha büyük anlamlar vardı. Geçen sene okul bitmeden önce çok güzel bir iki hafta yaşamıştı Bob. Bir ilişki fırsatı olmadan okul bitmiş ve aralarına yollar girmişti. İki sininde bu durum birkaç hafta akıllarından çıkmamıştı. Sonra Bob tamamen aklından çıkarmıştı Rita’yı taki bugüne kadar.

-Güzel, geçti. İşte bir ara İspanya’ ya gittim, biliyorsun. Sonrada Bodrum’ da eğlendim. Sen neler yaptın?
-Ben de, yaz okulunda idim. Bir ara tatile gittim Kuşadası’na. Son ayımı da İstanbul’da geçirdim, birkaç tane dizi bitirdim yine.
-Ah senin şu dizilerin yok mu?
-Çoğu zaman en yakın arkadaşlarım oluyor o diziler benim, sonrada bitince de üzülüyorum gerçi.
-Öyle ya, ben de Friends bitince çok üzülmüştüm.
-Ah! Deme bana onu, hala Chandler’ın son esprisi aklımda.
-Bob, benim gitmem gerekiyor, dört saat sonra uçağım kalkıyor. Son bir herkese veda etmek için geldim zaten.
-Nasıl?


Bir anda gözleri birine takılmıştı bahçede. Rita idi bu, saçlarının salınışından tanımıştı. Kalkma isteği yerini Rita’ya bırakmıştı. O’nun bir masaya arkadaşlarının yanına oturuşunu izliyor, aynı zamanda da onu düşünüyordu. “Ah! Şu esprileri yok mu, bazen gerçek sanıyorsun” diye düşündü. Saatler boyunca onu izlemek zorunda hissetti kendini. Onu göreceği zamanı bekliyordu. Orda takılıp kaldı dakikalar boyunca, hem sessiz ve konuşmak için soru bekleyen adamla muhabbet etmeye çalışıyordu hem de Rita’yı izliyordu. Yaklaşık bir saat tutmuştu Rita'nın onu görmesi. O tatlı gülümsemesi üstünde ona baktı. Arkadaşlarının hepsiyle öpüşerek, saniyelerce sarılarak ayrıldı. Bob’un yanına o her zamanki sevecenliği ile oturdu. Onunla konuşmak asla zor olmuyordu onun için, saatlerce konuşabilirdi Rita ile. Dakikalar geçiyordu, soru sorulmayan adam sadece onları dinliyor ve arada bir gülümsüyordu. İkisi de her şeyi unutmuştu adeta.

-Jim’i tanıyorsun dimi?
-Evet, uzun saçlı, kısa boylu değil mi?
-Evet, o.
-Mükemmel bir çocuk o ya, bir insanın ağzına 'küfür' ancak bu kadar tatlı bir şekilde oturabilir.
-Hahaha, bir de o Mayfest’te on dört tane bira içti, görmeliydin başka bir yerlere uçmuştu sanki. Önüne gelene küfür edip, yerde yuvarlanan bir tip düşün.
-Hahahah!
-Hahahaha!



...



...



-Bob, bu arada ben Baba’mın yanına yerleşiyorum!
-Sen ve Baban, daha devam etme lütfen çok kötü bir espri idi.
-*“Hahaha, neyse sizin muhabbetinize doyum olmaz. Ben kalkayım, dersim var. Sonra görüşürüz.”




Bu hikaye de kullanılan yer, zaman ve kişiler tamamen hayal ürünüdür… Yersen…