28 Mayıs 2011 Cumartesi

Sonsuzluğun içindeki yakınlık...


Gözlerinde parlayan gecenin içinde bir şeyler söylemeye çalışan yıldızların ışığı idi. Sessiz ucu bucağı görülmeyen bir çölün ortasında, nerede olduğunun farkında olmayan bir varlıktı. Hareket etmekte güçlük çekiyordu. Tek isteği kalkıp yürüyebilmekti. Kırılmış bir aynaya bakarken huzursuz olan bir insan gibi, yapamıyacağı bir şeyi istediğini anladığında ise çok geçti. Işıklar sönüyordu, gözlerindeki. İçinde anlamadığı bir tatlı sıcaklık vardı. Nerede olduğunu ise hala anlayamamıştı...



-Bu sokak olabilir mi?

-Bilmem, dur bi saniye google maps’e bakıyım.


Cebinden çıkardığı insan eli büyüklüğünde ve daha ince bir nesneye dokunduğunda bir harita çıktı, nesnenin üstünde birşeyler yapıyor. Nesnenin üstündeki resimler değişiyor, harita adeta yer değiştiriyordu. Bu anlam veremediği olay karşısında yeni doğmuş bir zürafa gibi tepe taklak olmuştu. On beş dakikadır, anlam veremediği bir yerde, tanımadığı bir insan ile yürüyordu. Bir yer bulmaya çalıştığı insana, içinde olduğu durumu farkettirmemek için susuyordu. Beynini hissedibiliyor fakat, onun davranışlarını yönetemiyordu. Sanki her şeyi biliyor, aynı zamanda ise anlam veremiyordu.


-İşte burası, bu kafe. Beklediğimiz an ilk defa annem ve babam ile tanıştıracağım seni.




 O gözler, uğultulu bir gecede önünde kapanan o gözler. Anlamlı bir cümle akıp gidiyordu o gözlerden. Yere yığıldı önünde. Cümle ise çoktan yok olup gitmişti. Midesinde bir şeyler kıpırdıyordu. Kustu. Elinde uzun parlak ve kırmızı lekelerle kirlenmiş bir nesne tutuyordu. Gözlerini nesneden kaldırıp karşısına baktığında, yok olan binlerce cümle ve yok olmak isteyen binlerce cümle görüyordu. Hatta bir tanesi kendisine doğru koşuyordu. Amansız bir olayın içinde olduğunu anlamıştı artık, söylemeye çalıştığı cümleyi elindeki nesne ile anlatmaya çalışıyor, karşısındaki de aynı silahı kullanıyordu. Tek bir cümle için ölümüne çarpışan binlerce insan. Yorgunluktan yıkılmaya yüz tutmuş düşmanının cümlesini de görmüştü artık onun gözlerinde. Alışmıştı bu duruma. Adeta yeni cümleleri görmek için savuruyordu elindeki silahını. Bilmek istiyordu, daha doğrusu anlam vermek istiyordu.




 Sıcak, çok sıcak. Tek düşünebildiği buydu. Karanlık bir odanın içine düşen küçük ışık parçaları ile görmeye çalışıyordu. Yattığı yerde üstündeki kokulu dumanları görebiliyordu. Duman odayı o kadar sıcak yapmıştıki, içindeki bir canavarın çıkacağını düşünmeye başlamıştı nahoş beyni sayesinde. Her tarafı uyuşmuştu, hiç bir şey yapmak istemiyordu. Sadece çok mutluydu. Dumanları izliyordu, bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu duman şekillerinden. Birisinin yanına yaklaştığını hissediyordu. Kanlı gözlerle ona bakan, çirkin bir insandı bu. Kafası en azından kendisi kadar dumanlı bir insan. Bakışlarını ondan aldığında odanın karanlık kalan diğer tarafında konuşan bir kaç insan daha olduğunu anladı. Çıkardıkları seslerden hiç birşey anlamıyordu. Tek hissedebildiği karanlık bir odada hissettiği o mükemmel mutluluk. Anlam vermek dahi istemiyordu artık çünkü çok mutluydu, gözlerini kapatmak istemiyor. Bu sıcak mutluluğu sadece hissetmek istiyordu. Ellerini serin kumlarla doldurdu ve gözlerini kapattı. Tek istediği ayağa kalkıp yürümekti artık.