Gözlerinde parlayan gecenin içinde bir
şeyler söylemeye çalışan yıldızların ışığı idi. Sessiz ucu bucağı görülmeyen
bir çölün ortasında, nerede olduğunun farkında olmayan bir varlıktı. Hareket
etmekte güçlük çekiyordu. Tek isteği kalkıp yürüyebilmekti. Kırılmış bir aynaya
bakarken huzursuz olan bir insan gibi, yapamıyacağı bir şeyi istediğini
anladığında ise çok geçti. Işıklar sönüyordu, gözlerindeki. İçinde anlamadığı
bir tatlı sıcaklık vardı. Nerede olduğunu ise hala anlayamamıştı...
-Bu sokak olabilir mi?
-Bilmem, dur bi saniye google maps’e
bakıyım.
Cebinden çıkardığı insan eli büyüklüğünde
ve daha ince bir nesneye dokunduğunda bir harita çıktı, nesnenin üstünde
birşeyler yapıyor. Nesnenin üstündeki resimler değişiyor, harita adeta yer
değiştiriyordu. Bu anlam veremediği olay karşısında yeni doğmuş bir zürafa gibi
tepe taklak olmuştu. On beş dakikadır, anlam veremediği bir yerde, tanımadığı
bir insan ile yürüyordu. Bir yer bulmaya çalıştığı insana, içinde olduğu durumu
farkettirmemek için susuyordu. Beynini hissedibiliyor fakat, onun
davranışlarını yönetemiyordu. Sanki her şeyi biliyor, aynı zamanda ise anlam
veremiyordu.
-İşte burası, bu kafe. Beklediğimiz an ilk
defa annem ve babam ile tanıştıracağım seni.
O
gözler, uğultulu bir gecede önünde kapanan o gözler. Anlamlı bir cümle akıp
gidiyordu o gözlerden. Yere yığıldı önünde. Cümle ise çoktan yok olup gitmişti.
Midesinde bir şeyler kıpırdıyordu. Kustu. Elinde uzun parlak ve kırmızı
lekelerle kirlenmiş bir nesne tutuyordu. Gözlerini nesneden kaldırıp karşısına
baktığında, yok olan binlerce cümle ve yok olmak isteyen binlerce cümle
görüyordu. Hatta bir tanesi kendisine doğru koşuyordu. Amansız bir olayın
içinde olduğunu anlamıştı artık, söylemeye çalıştığı cümleyi elindeki nesne ile
anlatmaya çalışıyor, karşısındaki de aynı silahı kullanıyordu. Tek bir cümle
için ölümüne çarpışan binlerce insan. Yorgunluktan yıkılmaya yüz tutmuş düşmanının
cümlesini de görmüştü artık onun gözlerinde. Alışmıştı bu duruma. Adeta yeni
cümleleri görmek için savuruyordu elindeki silahını. Bilmek istiyordu, daha
doğrusu anlam vermek istiyordu.
Sıcak, çok sıcak. Tek düşünebildiği buydu.
Karanlık bir odanın içine düşen küçük ışık parçaları ile görmeye çalışıyordu.
Yattığı yerde üstündeki kokulu dumanları görebiliyordu. Duman odayı o kadar
sıcak yapmıştıki, içindeki bir canavarın çıkacağını düşünmeye başlamıştı nahoş
beyni sayesinde. Her tarafı uyuşmuştu, hiç bir şey yapmak istemiyordu. Sadece
çok mutluydu. Dumanları izliyordu, bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu duman
şekillerinden. Birisinin yanına yaklaştığını hissediyordu. Kanlı gözlerle ona
bakan, çirkin bir insandı bu. Kafası en azından kendisi kadar dumanlı bir
insan. Bakışlarını ondan aldığında odanın karanlık kalan diğer tarafında
konuşan bir kaç insan daha olduğunu anladı. Çıkardıkları seslerden hiç birşey
anlamıyordu. Tek hissedebildiği karanlık bir odada hissettiği o mükemmel
mutluluk. Anlam vermek dahi istemiyordu artık çünkü çok mutluydu, gözlerini
kapatmak istemiyor. Bu sıcak mutluluğu sadece hissetmek istiyordu. Ellerini
serin kumlarla doldurdu ve gözlerini kapattı. Tek istediği ayağa kalkıp
yürümekti artık.