10 Ocak 2011 Pazartesi

Filmlerde yaşama çabası...

Ya kabul edemez insan yanlışa düştüğünü, yada bilinç altı kabullenir ve buna göre savunma mekanizması oluşturur. İşte bu noktada toplumsal çöküş ortaya çıkar...

-Ya o ayrı bir nokta, sonuçta ben seni tanıyorum merak etme!
-Peki madem ne diyim, bi gün oturup konuşuruz bunları..
-Tamam, gerçi ben seni tanıyorum, yine buluşamıcağız..
-Hehe...

3 gün sonra...

                İğrenç bakışlı güzel kız bir cafeye girer, bir başka iğrenç bakışlı güzel kızı görür ve yanına oturur. Olabildiğince muhabbet etmeye başlarlar, yakın arkadaşlardır kendi çaplarında, ya da öyle olduklarını zannederler, öyle olduğunu göstermeye çalışırlar insanlığa...
                -İnanmıyorum sana, demek senle de ha!
                -Ya, evet...
                Malzeme stoğu tükenmiş bir toptancının yüzündeki ifade vardır, iğrenç bakışlıların yüzünde. Hemen daha iğrenç bakışlısı ve daha toplum tarafından dışlanmışı bir şeyler yapma gereğinde hisseder kendini...
                -Salaklık, bu demek sanıyorum!
                -Toplumdur bunu sana söyleten! Ya kabullen ya da sus.
                -Neyi kabulleneyim, ne saçmalıyorsun sen!
                Dalga geçme niteliğini kaybetmiş ve kendini beğenmiş insanların anlayacağı türden mesajlar yazar karşı tarafa. Karşı taraf ise sırf susması için kabullenir bütün dediklerini. Bu olay üstüne iğrenç bakışlı güzel kız zafer nidalarında dalga geçme niteleğini geri kazanır.
                İşte bu noktada olacaklar kızın gözünde zafer niteliğinde, erkek tarafı içinse saçma bir şekilde kaybedilmiş bir kaç kontür niteliğindedir.
               
               
                                               Hikayedir bu, hemen kendi üstüne çevirme, tanımıyorsun işte zorlama...